29 Temmuz 2015 Çarşamba

Aforizmalar

Belki çok taze, belki çok uzak...
Geçen bu zamandan sonra sen ve ben...
Neredeyiz gerçekten...

Değse de değmese de,
Sevmişsen sevmişsindir arkadaş...
O kim olursa olsun ne yaparsa yapsın,
Sevmişsindir işte...

Görüşmesek, konuşsak bazen...
İki yabancı gibi...
Olmaz mı sence...
Yada iki eski dost gibi...
Belki bir başka hayatta mı...
Peki başka hayat yoksa...

Biz bir kitabın önsözü gibi olduk...
Ortası ve sonu yazılmamış, yarım bırakılmış...

Anlık duruma göre hareket eden insanlar, o anı bir şekilde kurtarır idare eder ama bunu geleceğe taşıyamazlar...

Dedim ya eksik kalacaksın...
Hep hissedeceksin...
İçine çektiğin her nefeste
Dokunduğun her tende ...
En mutlu olduğun anda...
Hep eksik hissedeceksin...

Küçükken bize anlatılan masalları hatırlar mısın? Bir varmış bir yokmuş diye başlardı hepsi... İşte ben o masalların hepsinin aslında yok olarak kaldığını öğrendiğimde anladım ve sen öyle güzel oynuyordun ki bozmaya kıyamadım...
Sen ile ben, basit olan bu hikayenin içindeki devrik bir masaldık...

Sonunda pes etse bile...
İçinde hala taşıdığı sevgiyi anlattı bana...
Hiç unutmadığını aslında...
Ne derse desin bir kere kaptırdı mı kalbini...
Vazgeçemediğini söyledi...
Hala dedi...
Hala...

Seni sevmemin seninle bir ilgisi yokken artık seni sevemiyor oluşumun tek nedeni sensin...

Hayatında bir kere bile sarhoş olamayandı o gözlere bakana dek ama o gece, tepeden tırnağa sarhoş olmuştu...Halbuki herkes gibiydi gözleri, bir  başkası için sıradan...

Gelsen uyurduk, sarılınca unuturduk belki... Sana olan öfkemi, kendine ve bana olan mahcupluğunu, unuturduk... Kaybetmezdik belki...

Düşüneceğimiz yerde duygulandık ve duygulanacağımız zamanlarda düşündük ve bu anlamsız aptallığımızdan ötürü yanılgıların içine düşmek kaçınılmazdı ve işte aslında bütün hikaye bu kadar basitti...

Korkulması gereken kişiler yalan söylediğininden emin olduğunuz değil asla yalan söylemediğini düşündüklerinizdir...

8 Ekim 2014 Çarşamba

Tek kelime ve sonsuz anlam, aşk...

Aşk...
En yorgun olduğun anda çalar kapını...
Kalbini sandığa kilitleyip denize fırlattığın, o dibe doğru süzülüşünü izlerken yani tam bitti derken, ben buradayım, geldim der...
Adı, okyanusların uçsuz bucaksız sonsuzluğu içerisinde saklı...
Ne yapalım işte, adam gibi adam sözünün yansıması, aşk gibi aşkla karşılaşınca, direnemiyoruz... Hayatta hep kaçtığın şeylere koşmaktır aşk...
Şiddetli bir fırtına sonrası yağan yağmur üzerine ortaya çıkan toprak kokusu gibidir aşk...
Korkup saklandığın yerden seni büyüleyici güzellikleriyle dışarıya çıkartabilen...
Aşk...
Göğsünde yatan sevgilinin saçlarını uykuya direne direne okşamak mıdır en basiti...
Yoksa onu öylece uyurken izlemenin hissettirdiği hislerinin tarifsizliğimi midir aşk...
Sesinde kaybolmak mıdır sevgilinin, sanki o hiç eskimeyen taş plaklardan çalan şarkılar misali, dudaklarından dökülen kelimeleri şarkılaştırmak mıdır aşk...
Dinlemekten hiç usanmadığın tekrar tekrar bir kez daha en başa alıp o parçayı defalarca dinler gibi hep onun sesini duymak istemek midir aşk...
Yoksa bir deniz kenarı sofrasında kadehin içinde seni keyiflendirmek için duran rakı misali yudum yudum içmek midir onu...
Senin içebildiğin kadar kanına karışan, aşk...
Parmaklarının ucuyla sevgilinin tenine en usta ressamın eserini yaratması misali her dokunuşunda bıraktığın izler midir aşk...
Bakışlarda susmak ve bir o kadarda sözcükler olmadan konuşabilmek midir aşk...
Sarıp sarmaladığında onu işte adı herneyse, verdiğin o duygu mudur aşk...
Dudakların bir birbiriyle her dans edişinde, kalbinin duracak gibi olması mıdır, aşk...
Onu her görüşte, hani  küçükken oynadığımız mahalle maçlarında atılan bir gol sonrası o çocuğun sevinci gibi sevinmek midir, aşk...
Sahi içine çektiğin kokuya ne demeli...
Evden çıkarken birbirinin bileklerine sıkılan parfümleri gün içinde içine çekmek midir özlem yahut tutku, ah aşk sen nasıl birşeysin...
Yazdıkça yazılası bitmek tükenmeyen betimlemelerle yoğrulmuş, tarifsiz, aşk...
Bırakıp gittiğin kadar değil işte şimdi gelip varolduğun kadarsın, aşk...

16 Ağustos 2014 Cumartesi

Belki de sadece yanılmışsındır...

Bir insana tüm kapılarını açıp, her şeyi onun için göze alabilecek hale geldikten sonra yansımasını görmediğinde kırılma... Belki verdiğini alamayacak kadar dolu ya da taşıyamayacak kadar yorgun olabilir. Belki de sadece sen onu, onun bile göremediği, göremeyeceği kadar derininde görmüşsündür. Belki de sadece yanılmışsındır...

Aret Vartanyan

20 Haziran 2014 Cuma

Sütunlar...

Ama ben bu kadar acıyı sende başkalarına benzeyesin diye çekmedim. Sana kırgın değilim. Yalnız attığın her yanlış adım dünyamın bir sütununu deviriyor. Dünyamın, yani senin dünyanın. Hafızanda çatık kaşlı bir hatıra olarak yaşamak istemezdim. Sana dayanabilsem harabeler içinde yeni bir kale kurabilirdim kendimize. Olmadı. Olmuyor. Bu kitaplarında, fedakarlıklarında kimseye faydası yok...

19 Haziran 2014 Perşembe

Bataklık...

Ne yaparsanız yapın kalbinde iyiliği taşıyan adamın kalbinden onu söküp alamazsınız. Ne yaparsanız yapın sizde eksik olanı, önüne gelenin koynuna girerek tamamlayamazsınız. Her ihtiyaç duyduğunda, yere her düştüğünde, gözlerin seni kaldıracak birini her aradığında, içindeki bir ses çığlık misali kulaklarına her fısıldadığında hatırla yaptıklarını ve neden o yok diye sor kendine. Ben kimi sevmişim, nasıl bir insanı sevmişim diye sorardım ilk zamanlar; onlar geçelide çok oldu, çünkü kendime bu soruyu her sorduğumda cevap bulduğum her soruda, içimde fırtınalar koptu. Gerçektende sen ne yapmışsın kendine... Sahipsizken, çeker içine bataklık, her yeni bir hareket dahada gömer içine...
Bir gün, karşıma geçip gözlerimin içine bakacak cesarete sahip olursan, gözlerimde sana ihanet eden bir adamı göremezsin ama  ben her baktığımda ihanetten başka bir şey göremem, o yüzden hiç konuşma çünkü bir gün konuşursan eğer korkarım ki yine inandırmayı başarabilirsin kendine... O yüzden sus... Şimdi, kendine layık gördüğün ve ait olduğun yerdesin çukurun içindesin... Yazının en başında bir şey söylemiştim; ne yaparsanız yapın kalbinde iyiliği taşıyan adamın kalbinden onu söküp alamazsınız. Alamadınız da... Ben hala aynı adamın hatta daha da yoğrulmuş ve daha da güçlenmiş. Eğer beni biraz olsun tanımışsan, bu kadar ay, gün ve saat seni aramamış sormamış olmamın nedeni kimseye karşı olan korkum değildi ve hala daha değil... Tek bir neden vardı...
Sen...
Sen ve senin kendine olan
İhanetin...

17 Haziran 2014 Salı

...

İnsan kalbi olmadanda yaşabilir sanır ama sadece insan olmayan bunu başarabilir lakin kalbi olmayan bile zamanı geldiğinde kaybettiklerinden dolayı cayır cayır yanar...

23 Mayıs 2014 Cuma

İstanbulun anısı...

Saat 05.36...
Takriben üç yıl sonra hukuk içinde gömülü ofisde sabahlama...
Ne güzel günlerdi o öğrencilik yılları...
Özledim...