10 Haziran 2016 Cuma

Birşey değişir herşey değişir...

Birşey değişir herşey değişir...
Çok basit bir cümle...
Çok basit bir deyiş...
Birşey değişir herşey değişir...
Hayatımızda bir o kadar basit değil mi aslında...
Akıl tutulmasına biz kendi kendimizi hapsetmiyor muyuz...
Günlük yaşam kargaşası içinde kendi benliğimizin ruhumuzun kaybolmasına göz yummuyor muyuz...
İnsanın sözlerle anlaşabileceği, kendini ifade edebileceği, sevebileceği, güvenip sırtını dayabileceği, arzulayabileceği, tutkuyla aşık olabileceği ve benzeri daha birçok duyguyu hissedebileceği tek muhatap yine insan...
Ne tuhaftır ki nesli tükenen hayvanlara karşı duyarlı davranıp koruma kampanyası başlatan da insan...
Tuhaftır çünkü insanlığın tükenmesine karşı yine aynı homo sapiensler tepkisiz, çaresiz, duyarsız ve acınası...
Önce kalbinizi körelttiler, sizi çocuk yaşınızdan itibaren hep bir yarışma içerisine sokmaya çalıştılar ve nitekim bunda başarılı oldular...
Hep bir kıyas vardı...
Onun çocuğu daha başarılı, en yüksek notu kim aldı, senden adam olmaz gibi klişe lafları yaşadık, çevremizden de halen yaşıyoruz...
Adamlık kağıt üzerinde verilen bir rakam üzerinden değerlendiriliyor düşünsenize...
Küçük yaşta bu sistem içerisinde yaratıcılığını tamamen özgür bırakması gerekirken çocuklarımızın zihinlerine prangalar vuruyoruz...
Babalarımızın zamanına gitmeye gerek kalmadan kendi çocukluğumu hatırlıyorum...
Elde etmek istediğim bir şeye karşı nasıl mücadele etmem gerektiğiyle ilgilii yetiştirilişimi...
Emeğin ve çabanın olmazsa olmazını hatırlıyorum...
Tabi ki o günlerde bundan en çok şikayet edenin ben oluşunu söylememe gerek yok heralde...
Şimdilerde iki yaşındaki çocukların cep telefonlarında oyunlar oynayışını, minik minik ekranlar karşısında sosyalleşmeden uzak, gelişime açık yaratıcılık fışkıran zihinlerini bilmeden istemeden tembelleştirerek ruhlarının henüz bebekken nasıl mekanikleştirildiğini izlemek acı geliyor bana...
Asla bir insanın bir çocuktan daha yaratıcı olabildiğine inanmam...
Şöyle ki, oturmuş bir karakter ve zihin, doğru yanlış ayrımı yapabilme evrimini geçirdiği zaman (kime göre doğru neye göre yanlış o ayrı bir tartışma konusu ve koca bir soru işareti) ister istemez zihninin sınırlarına frenler yerleştirir ve aslında üretebileceğini engeller, insan...
Çocuklar ise henüz hiçbirşeyin farkında olmadıklarından ötürü herhangi bir sınıra bağlı kalmaksızın, özgürce kendilerini ifade edebilme şansına ve ayrıcalığına sahiptirler...
Başlık ile devamında gelişen yazı belki anlamsız gibi geliyor...
Birşey değişir herşey değişir...
Dikkat etmediğimiz bu küçük ayrıntılar sayesinde aslında o ünlü Matrix filminin dişlilerini yetiştiriyoruz...
Sadece maddi olarak başarıların en büyük gurur sanıldığı ve bunu yapabilmek uğruna da geriye bakıp döndüğünüzde kırdığınız onca kalp, söylediğiniz onca yalan, çaldığınız onca hak yani aslında sahip olduklarınızın umru olmaksızın, sizi siz olduğunu için seven tek bir varlıktan yoksun yaşamayı kaçırdığınız hayatınız...
Belki de paylaşıma dair mutluluğa hatta gözyaşına dair hatırlayabileceğiniz hiçbir anınız olmaması...
Ve belki tüm bunlar olurken küçükken sınav kağıdı üzerinde adamlığını ölçmeyi rakamlarla öğrettiğiniz o küçük çocuğun ölmeden önce yine adamlığıyla eş değer tuttuğu bol sıfırlı banka mevduatları...
Koruma altına alınmamız gerekiyor, ne acıdır ki tükeniyoruz belki de tükendik...
Bu gerçekleşirken kendimizden başka herşeyi eleştiriyor olabilmemiz de ayrı bir gülünçlük katıyor...
Eleştiriyoruz ama aynaya bakamıyoruz...
Aynanın karşısına geçiyoruz ama kendi yüzümüze gözlerimize bakmaktan korkuyoruz...
Kalabalık ortamlarda, yemeklerde sözde makam nüfus sahibi olduğu için saygı görenler ile kendimizi övmelerimiz, dış piyasaya şatafatlı hayatlarımızı sunma ihtiyacımız...
Aslında çuvalladığımızı biliyoruz...
Gerçi bilsek böyle olmazdı dünya...
O çarkın dişlilerinden sıyrılırdık sanki...
Kölesi olmazdık bu düzenin...
Kölesi olurduk sevginin, aşkın, paylaşmanın tüm doğanın ve yaratanın...
Birşey değişir herşey değişir...
Kendine bir bak...
Başarılı mısın...
Başarı endeks grafiğini ne üzerine şekillendirdiğini sor önce kendine...
Hayattan istediklerin neler...
İsteklerine karşı senin verebileceklerin nelerdir...
Bir sor kendine...
Korkma yüzleş...
Dürüst ol çünkü senden başka kimse yok seni duyabilecek...
Yalnızsın ve sadece kendin ile başbaşasın...
Seni ayıplayacak küçük görecek yahut eleştirebilecek kimse yok...
Sahi eleştiriden de rahatsız olması ve kaldıramaması insanın, bu düzenin en büyük silahlarından biri...
Bak gör; birşey değişir ve gerçekten herşey değişir...
Kucakla sana gelen güzellikleri...
Bırak evrilsin içinde hapsettiğin belki şimdiye kadar varlığından bile haberdar olmadığın her duygun...
Sev...
Sevgini göstermenin küçük şeylerden davranışlardan geçtiğini keşfet...
Çok basit bir mantık kur bunu yaparken kendine...
İstediğin herşeyi alabilecek paran varken sevginin göstergesi olarak pahalı hediyeler seçiyorsan sevgiliye; gün gelirde ekmek alacak paran kalmaz ise nasıl gösterirsin sevgini sevgiliye...
Zaten senden aksini bekleyene bir saniye bile düşünme; yol ver gitsin...
Bizi düşünmekten mahrum bıraktılar, korkuttular...
Hedefe kilitlenmiş güdümlü füze gibi sorgulamadan son durağa kadar süzülüyoruz...
Seni ateşleyen sistemi henüz geç olmadan imha et...
Sev ve sevil...
Ve hiçbirşey beklemeden bunu yap...
Beklentisiz ol ki kırılabilecek parçaların olmasın...
Hatta kırılabilecek olma ihtimali bile seni korkutmasın...
Hatta korkutsun ama sana mani olmasın...
Tabi ki gidip eşşek ol demek değil bu...
Zaten bu yazıyı okuyup az biraz anlayabiliyorsan eğer...
Kime ne hissedebileceğinin ayrımını yapabileceğini öngörüyorum...
Bir şey değişir herşey değişir...
Kendine dair küçük birşeyi değiştir...
Hemde minicik olsun...
Korktuğun, yapamam dediğin...
Bir daha olmaz dediğin, asla dediğin,
Artık inanmadığın, minicik bir şey olsun...
Değiştir...
Korkma; hayat zaten kayıp gidiyor farkındalığımızla karşılaşıncaya dek...
Bırak ruhuna dokunsunlar...
Tükenmekte olan insanlığa dair serzenişte bulunduğun ne varsa önce kendi içinde koru...
Ve yaşat...
Ve paylaş...
Bir şey değişir herşey değişir...






1 yorum: