aşkı kaybedenler aşkı kovalayıp onu çok isteyenlerdir
onlar sevilmemesi gerekenleri hakettiğinden fazla severler
herşeyin mükemmel olmasını isterler sevdikleri insana herşeyi vermek isterler
zihinleri kalpleri bedenleri ruhları çoktan
uyuşturulmuştur
bunun farkında bile değillerdir
gün gelir sevginin mükemmelliğe ulaşılamadığı anlarda herşeyi daha fazla zorlamak adına yeni davranışlar içerisine girer ve gün gelir sevgisine engel olan her adımda tepkiler ortaya çıkar hedefler farklıdır karşındaki değildir belki ama o kadar uyuşturulmuşsundur ki kimi üzdüğünü farketmiyorsundur ne kadar tuhaf değil mi gözlerinden alıyorsun önce sonra parmaklarının ucundan ellerine geçiyor ordan dudaklarına saçlarına omuzlarına boynuna sonra bütün bedenini kaplıyor ve oradan kalbine ulaşıyor ilk başta kalp beyin fonksiyonlarını durduruyor bedenindeki aşk uyuşturucusunun etkisiyle herşeyi kabul ediyorsun engel tanımak istemiyorsun daha çok istiyorsun daha çok sevgi daha çok aşk daha çok özel an hep senin olmasını istiyorsun o kişinin hep hep ve sonsuz hep senin çekinmeden düşünmeden söylüyorsun bunları düşünemezsin çekinemezsin çünkü aynada baktığın sen sandığın hiçbirşey sana ait değildir sen artık içini karşındaki sevdiğin insanla kaplamışsındır tek yapamadığın fizyolojik hastalıklarına yaşlanmalarına engel olamıyorsun söylediklerini sende duyuyorsun kıskanılıyorsun ve kıskanıyorsun o insanın hep senin olacağını biliyorsun herşeyin başında o kadar çok vardı ki birbirinizi nasıl tükettiğinizin farkına bile varamıyacak kadar çok seviyordunuz ve günün sonunda aranızdaki en cesur olan aşkın sevginin damarlarında dolaşarak ilikleriyle eşleşmesine izin veren yani bedenini karşısındakine teslim eden kişi kaybetmiştir
ya kaybeden gerçekte kazanmışsa
gerçek nedir
gözlerin beyine gönderdiği sinyallerden zihnimizde oluşan görüntü mü dokunabilmek kokusunu alabilmek mi gerçek
yeni bir dünya keşfettim
acaba yeni miydi yoksa hep var mıydı
hep vardı diye düşündüm ama onun sınırlarını çözecek anahtar mevcut değildi
ve o anahtar
senle
tamamlandı
aşkla uyuşturulmuş zihnimin derinliklerinde bir gece karanlığında avucumun içine baktım açıkcası hiç daha önce dikkat etmemiştim sayısız yoldan kavşaktan çıkmazdan oluşan tamamlanmamış bir haritaya benzettim önce bu görüntüyü çok anlamsız gelebilir ama o an gözlerimi kapatmam gerektiğini fısıldadı bir ses gözlerimi kapattığımda avucumda gördüğüm her ayrıntı gözlerimin önündeki perdede hareket etmeye başladı ve bütün ayrıntılar birleşerek bir yol çıktı karşıma
gerçek neydi ki
elimi uzatıp kocaman bir perdeyi çektiğimde önümde bir sahil duruyordu hava kızıllaşmış geceye doğru ilerliyor ama dalgalar vururken sen yoktun sahilde ve birden görüntü kayboluyordu
gerçek olan ne
bir başka yolu yürümeye başladığımda ilerledikce tanıdık bir kokuyu soluyordum ona doğru koşmaya başladığımda o kadar ulaşmak istiyordum ki o kokunun sahibine adeta uçuyordum koku senin kokundu biliyordum soluduğum hava beni kendine çekiyordu sonunda sırtı bana dönük bir kız duruyordu saçlarına dokundum ve bana baktığında sen ordaydın
yüzünde o gülümseyişin çocukluğun masumluğun gözlerin temizdi içinde kötü hiçbir duygu yoktu neden bilmiyorum sana dokunabiliyordum ama sarılamıyordum konuşmuyorduk gözlerimiz birbirimize herşeyi anlatıyordu arkandan karanlık bulutlar geliyordu seni kaçırmamı istiyordun bırakmamam için yalvarıyordu gözlerin seni çalmasını içine çekmesini istemiyordun hiçbir kötülüğün sanki kopacağımızı biliyordun sana uzatmak isteyip uzatamadığım elim gözlerindeki aşkın çağrısıyla zincirleri sonsuz bir güçle koparıp seni tutuyordu elinden koşmaya başlıyorduk ve kaçıyorduk her kötülükten
ve uçuyorduk
avucumun içindeki her yolu geçerek sona varmaya çalışıyorduk
bırakmıyordum seni bırakmamıda istemiyordun
gerçek ne
aşkla uyuşturulmuş zihninin sana sundukları mı onu kontrol etmeyi keşfetmeyi başarabilmen mi
yoksa gerçek gözlerinin kulaklarının sana verdiği mi
karşındaki insanın sana yaşattığı mı
hangisi seçilmeliydi
sonsuz bir uyku ile gelen yaşamda senle olmak mı...
0 yorum:
Yorum Gönder